31 Ocak 2012 Salı

Bir damla..

"Kadınların en güzel kokusu boyunlarındadır " dedi biri..
Bilinmeyen ve tanınmayandı..
Ama aslında o hiç bilmedi ,
Kadınların en güzel kokusu gözlerinden düşen bir damla yaştaydı..
İsimsizdi, tadsızdı, renksizdi....
Ama en ölümcül darbeydi belki..
Kırılmış bir kalbin sonsuzluk hecesiydi..
"Minik bir damla " dedi adam..
Haklıydı..
Ama o minik damla da kopan fırtınaları bilmeden..
"Saçının tek telinde fırtınalar koparırken"
ile başlayan satırları vardı adamın..
Kadının gözlerinden düşen bir damlanın anlamıydı belki o satırlar.
Belki sadece o satırları yazan kalemi tutan elleri asla tutamayacak olmaktı ,
O damlaya sebep..
Ya da asla o elin sahibine sarılıp ,
Boynundan koparılamayacak olan bir tutam kokuydu ,
O damlaya sebep..
Kimse anlamayacaktı bunu..
Hor gören olacaktı..
İnanmayan olacaktı..
Ama kadın hiç unutmayacaktı onu..
Hep bir yerlerde kalacaktı o yaşanmamışlıklar..
Ve kadının sol yanında hep bir sızı olacaktı,
İnceden kanayan..
Kimse inanmayacaktı buna belki..
Kadın da inanmalarını istemeyecekti zaten..
Çünkü bu kıyametti..
Çünkü bu felaketti..
Saklı kalmış sözlerin kıyısından geçip giden bir nehire bırakılmış,
Üzerinde üç beş satır yazılı kağıttan geminin,
Sahibine ulaşmasının imkansızlığıydı kadının gözyaşı..
Bu imkansızlıktı o damlaya sebep..
Geminin alabora oluşunu izledi kadın aklında binlerce anı,
Tek bir vedayla..
Sonra boynuna geçirilmiş bir ipin ucunda sallandı bedeni..
Sol yanağına düşen bir damlaydı her şeyi anlatan..

Hiç yorum yok: